Bir gün iki Müslüman, bir vaka üzerine, Sinirlenip küstüler, sonra birbirlerine. Ve lâkin yakınları, bu hâle üzüldüler, Bu büyük veli zata, gelip haber verdiler. Dediler ki, (Efendim, iki arkadaşımız, Küstüler siz onları barıştırır mısınız?) Hüsâmeddin Uşşâkî, onları çağırarak, Buyurdu ki, bu yolda, yoktur küsüp darılmak. Ancak . bazı kulların mütevazıdır hâli, Onlar hep aşağıya, akarlar "su" misali. "Yumuşak huylu" olur ve hep alttan alırlar, Öyle ki her mahlûka, şefkatli davranırlar. Alçak gönüllüdürler, çekinirler sertlikten, Korkarlar bir kimsenin, kalbini incitmekten. Lâkin bazısını da, tas ve toprak misali, Yarattı Hak Teâlâ, gayet sert tabiatlı. "Su" toprağa inerek, mütevazı davranır, Böylece sert topraklar, hayat bulur, canlanır. Yani su, yere inip, toprakla birleşince, Ondan turlu nebatlar, yetişir nice nice. Su yere inmeseydi olmaz idi bu hayat, Bitmezdi o topraktan, böyle bitki ve nebat. Zira toprak kalkıp da, suya gitmez idi ki, Yetişsin üzerinde, turlu . nebat ve bitki. Bunun gibi ey insan, kırıldığın bir kimse, Toprak gibi davranıp, yanına gelmez ise. Sen "Su" gibi davranıp, yaklaş o yâranına, O sana gelmiyorsa, sen git onun yanına. Zira iki Müslüman, birbirine küsseler, Hangisi ötekinden özür dilerse eğer, Cennete daha önce, o girer âhirette, Ve daha çok sevaba, o kavuşur elbette. Hakiki bir Müslüman, sudur ki ey insanlar, Elinden ve dilinden kimseye gelmez zarar. Yumuşak bir halıya, benzer ki iyi insan, Üzerinde gezenler, incinmez asla ondan. O, öyle kimsedir ki, beğenmez kendini hiç, Lâkin onu göreni, kaplar bir huzur, sevinç. Yanına çekinmeden rahatça girer herkes, Zira onlar bilir ki, o kimseyi incitmez. O, kendini herkesten aşağı kotu bilir, Aynaya baktığında, kendisinden iğrenir. Hiçbir icraatını iyi bilmez o zinhar, İbadet yapsa bile, eder yine istiğfar. Değil ki bir Müminden, sivrisinekten hatta Bile o, kendisini, üstün görmez hayatta.
|